Alınca Yürüyüşü | Likya Yolu

Yazı: Alınca Yürüyüşü | Yazan: Burak Süalp
  1. Bölüm 👉🏻 Paylaştıkça Çoğalıyor İnsan
  2. Bölüm 👉🏻 Korkularımı Cihangir’de Bıraktım
  3. Bölüm 👉🏻 Umarım Unuttukları Çok Yer Vardır
  4. Bölüm 👉🏻 İnsanoğlu Baki Değil, Devrilir Ağam
  5. Bölüm 👉🏻 Herkes Zengin Ama Kimse Özgür Değil
  6. Bölüm 👉🏻 Peksimet | Kırlangıç Sanat Atölyesi
  7. Bölüm 👉🏻 Herakleia | Sekiz Bin Yıllık Miras
  8. Bölüm 👉🏻 Bu Kampta Mucize Var
  9. Bölüm 👉🏻 Bodrum | Kesişen Yollar
  10. Bölüm 👉🏻 Datça | Hâlâ Çok Güzel
  11. Bölüm 👉🏻 Marmaris | Zaman Tünelinden Çıkan Kuzen 
  12. Bölüm 👉🏻 Kayaköy | Kurtuluş’un Hayalet Mirası
  13. Bölüm 👉🏻 Ölüdeniz | Aşk Böyle Bir Şey
  14. Bölüm 👉🏻 Likya Yolu | Anaerkil Topraklara Yolculuk
  15. Bölüm 👉🏻 Faralya – Kabak Koyu | Likya Yolu
  16. Bölüm 👉🏻 Kabak Koyu | Likya Yolu

17. Bölüm | Alınca Yürüyüşü | Likya Yolu

Bir gece kamp yapıp dinleneyim dediğim Kabak Koyu, bende bağımlılık yaptı. Sanırım biraz daha kalsam buradan hiç ayrılamayacaktım. Çadırımda uyandığım altıncı sabah, artık sahile iner ya da Yerdeniz’e gidersem yine yola çıkamayacağımın bilinciyle kahvaltının ardından çadırımı ve artık bir miktar hafifleyen çantamı topladım. En azından konserveleri, makarnaları, çerezleri bitirmiştim.

Beni neredeyse bir haftadır misafir eden küçük bahçeyi son kez süpürdüm, gün boyu gölge eden, hamağıma destek olan ağaçlarla ve bir kez olsun bana dokunmayan arılarla vedalaştım. Arkamda çöp bırakmadan 3. etabı yürümek üzere Alınca Köyü’ne doğru yola düştüm.

Kabak-Alınca arasındaki bu rota çok uzun değil, belki 1-2 kısa mola vererek yarım günde tamamlanacak bir güzergâh ancak oldukça dik. Rotanın büyük bir kısmı vadideki harika çam ve daha yukarılarda sandal ağaçlarının arasından devam ediyor.

Vadiden içerilere doğru giren patika yol bir süre şelaleden gelen derenin yanından devam ettikten sonra 2 km kadar içeride kanyondan ayrılıyor. Sonrasında ormanın içinden düz devam edip dikleşiyor, tırmanarak yürüdüğünüz bir güzergaha dönüşüyor. Yürüyüş boyunca size kelebekler, zaman zaman kaplumbağalar, sincaplar eşlik ediyor. Vadiden yukarıya doğru tırmandıkça her aşamada Kabak Koyu’nun birbirinden harika manzaralarını görebilirsiniz.

Yürüyüşte Manzara Seyretmek

Manzara demişken, küçük ama önemli bir uyarı yapmadan geçemeyeceğim. Özellikle yürüyüşünüzü benim gibi tek başınıza yapıyorsanız, çok dikkatli olmanız gerekiyor. Manzarayı seyrederek değil, her adımda gözünüzü dört açarak, bastığınız yere bakarak yürümelisiniz. Manzarayı seyredeceğiniz zaman durmalı, anın, görüntünün, çevrenin tadını çıkartmalı sonra yine önünüze bakarak yürümelisiniz. Küçük bir dikkatsizlik, örneğin bir bilek burkulması size çok pahalıya patlayabilir. Tedbiri hiçbir zaman elden bırakmamak gerekiyor.

Yorulduğumda manzaranın güzel olduğu bir noktada, durup çantamı indirdim, kamp ocağımı çıkartıp su kaynattım, kahve yaptım. Bu manzaraya karşı oturup kahve içmenin hazzı müthiş. Dinlendikten sonra toparlandım ve yeniden yola düştüm. Bu arada, tabii ki yolda gördüğüm çöpleri, izmaritleri çantamın yanına astığım bir poşete toplayarak.

Önceki etaplara göre yükümü hafifletmiş olmama rağmen tırmanışın dikliği nedeniyle zorlanıyordum. Şelale ve Alınca yolunun ayrıldığı tabeladan Alınca yönüne doğru devam ettim. Yolun bu aşamasında kimi yerlerde dağlardan yuvarlanan taşlar, fırtınalarda devrilmiş ağaçlar bazı kısımları normalde olduklarından daha zor ve tehlikeli hale getirmiş.

Bu aşamadan itibaren şelale yürüyüşçülerine denk gelme ihtimali de kalmadığı için çok daha dikkatli ilerliyordum. Her sese kulak kesiliyor, her adımımı dikkatli atıyordum. Doğa yürüyüşünde benden tecrübeli ya da bu tarz bir ortamda tek başına hiç bulunmamış olanlar, o kadar da abartma, altı üstü bir yürüyüş diye düşünebilir. Açıkçası, doğada, ormanda tek başına olmak, bu mücadeleyi tek başına vermek çok keyifli fakat bir o kadar da ürkütücü. Karşınıza ne çıkarsa çıksın, kendi başınasınız. Zorluklara göğüs germek ve olası sorunlara çözüm üretmek durumundasınız.

İkinci molayı verdiğim noktada yine çantamı yere indirdim ve doğrulurken yerde bir kol saati gördüm. Renkli, spor bir model. Demek ki benden önce de başka bir yürüyüşçü burada mola vermiş, belki de çantasını indirirken saatini düşürmüştü. İleride karşılaşacağım yürüyüşçülere sormak üzere saati aldım, çantama koydum. Fakat ilerleyen etaplarda da saatin sahibini bulamadım ve daha sonra İstanbul’a döndüğümde anneme Likya Yolu’ndan hediye oldu o saat.

Catchy Camping

Biraz dinlendikten sonra yeniden çantamı yüklendim ve yola devam ettim. Alınca’ya yaklaştığınız aşamada, yola devam etmek istemezseniz durup çadır kurabileceğiniz güzel manzaralı noktalar artıyor. Burada güzel manzaralar eşliğinde kamp yapabilirsiniz. Aklımdan bunlar geçmesine rağmen yola devam ettim. Ta ki Alınca girişine varıp Catchy Camping’e ulaşana kadar.

Birkaç güzel bungalova sahip ve Alınca’nın en tepesinden, en güzel noktasından Boğaziçi’ne bakan bu kampingde dinlenmek üzere durdum. Burada manzara harika, görmeniz lazım.

Pansiyona vardığımda beni bütün güler yüzüyle Özkan karşıladı. Yol boyu topladığım çöplere karşılık da çay ikram etti. Açıkçası bu kısa yürüyüşten sonra konaklamayı pek düşünmüyordum ama Alınca’nın manzarasının güzelliği aklımı çeldi. Biraz aşağıda kalan Muhtar Ömer’in yerine de baktıktan sonra Catchy pansiyonun yerinin güzelliği, tek başına burayı çekip çevirmeye çalışan Özkan’ın samimiyeti beni burada kalmaya ikna etti.

Ayrıca bir haftalık Kabak kampından sonra çamaşırlarımı yıkamam ve eşyalarımı elden geçirmem gerekiyordu. Duşu ve tuvaleti olan bungalovlardan birisine, İncir’e yerleştim. Ölüdeniz’den beri ilk defa sıcak suyla yıkandım. O sıcak suyun benim için kıymetini düşünebiliyor musunuz?

Kirli kıyafetlerimi çamaşır makinesine attıktan sonra Catchy’nin harika manzaralı terasındaki masalardan birisine oturdum. Kabak Koyu’nda geçen bir haftadan sonra neredeyse ilk defa telefonum sorunsuz çekiyordu. Çay içip telefon görüşmelerimi yaptım.

Likya Yolu yürüyüşe açılıp popülerleşene kadar Alınca ve biraz daha yukarıdaki Karaağaç muhtemelen kendi halinde yaşayan küçük köylerdi. Likya Yolu ile birlikte buraya yerli ve yabancı turistler gelmeye başlayınca pansiyonlar açılmış; evlerin, arazilerin değeri artmış.

Hep Birlikte Akşam Yemeği

Pansiyona geldiğimde Özkan yalnızdı, benden önce gelen kimse yoktu. Benden sonra yaşları hayli ileri görünen iki kadın yürüyüşçü geldi; Martha ve Karin. Bir odaya da onlar yerleşti. Ardından genç bir çift, İmge ve Kevin. Gün boyu kampa gelen diğer yürüyüşçüler konaklamadan devam edince o akşam kampta Özkan’la birlikte altı kişi kaldık.

İmge’nin organizasyonuyla akşam yemeğini Boğaziçi manzarasına karşı hep birlikte yiyoruz. Bir nevi erken Noel yemeğimiz.

İmge Hollanda’da doğmuş büyümüş, çok enerjik bir kız. Kevin ise tam tersi, ağır, gözlemci, sakin bir Fransız. Bir senedir birlikteler ve bu yolculukta hedefleri sürekli doğuya gitmek. Normalde yol ve konaklamaya para ödemediklerini, otostopla seyahat edip, çadırda konakladıklarını anlatıyorlar. Yine de ara sıra bir konaklama merkezinde kalmak herkes için bir ihtiyaç haline dönüşebiliyor. Yolda tanıştığım insanlar yolcu olmak konusunda güvenimi tazeliyorlar.

Martha ve Karin de Hollandalı. Türkiye’ye tatile gelmişler ve Likya Yolu’nun birkaç etabını yürümeyi hedefliyorlar. İkisi de yaşları 60’ın oldukça üzerinde, torun sahibi kadınlar. Cesaretleri hayranlık verici, öyle değil mi?

Bu arada misafiri olduğumuz Özkan aslında sağlık personeli. Uzun yıllar mesleğini yaptıktan sonra son bir yıldır bu kampingi işletiyormuş. Akşam yemeğinden sonra içeriye, kapalı salona geçip şömineyi yakıyoruz. Likya Yolu üzerinde, Alınca Köyü’nde hep beraber şarap içip harika bir gece geçiriyoruz.

Ertesi sabah kahvaltıdan sonra Martha ve Karin yola devam ediyor, İmge, Kevin ve ben gün boyu kalıyor, Özkan’a yardım ediyoruz. Arada oturup yazılarımı yazıyorum.

Köy Çocukları Kampingde

Öğleden sonra bir ara köyün okul servisiyle bir grup çocuk geliyor. İçeride salonda büyük masada oturup Özkan’ın bilgisayarında ders çalışıyorlar. Köyde çocukların topluca ders çalışabilecekleri başka yer olmadığı gibi, bu kamp dışında internet de yok. Ayrıca çocuklara gönüllü olarak öğretmenlik yapacak Özkan’dan başka kimsenin olmama olasılığı da çok yüksek. Özkan’ın düşünceliliğini ve bulunduğu her yerde çevresine faydalı olma çabasını bir kere daha takdir ediyorum.

Böylesi düşünceli bir işletmeci elbette kampa kütüphane de yapmış. Yürüyüşçülerin kütüphaneden kitap alıp götürmesi serbest. Alınan kitabı, bir kitap daha ekleyerek geri göndermek koşuluyla. Böyle böyle hem kampın hem de köyün kütüphanesi olmuş.

Evet, bir Kate Clow gelir, kimsenin yapmadığını yapar, harabe antik şehirler arasındaki yürüyüş yollarını çıkartır, dünyaya tanıtır. Bir Özkan gelir, insanları ağırlarken cebini düşünmez, köyün çocuklarını, onların eğitimlerini düşünür. Örnek alacak insan aradığımızda çok uzaklara gitmemiz gerekmiyor. Bazen biraz etrafımıza bakınmak yeterli olabiliyor.

İki gece konakladığım Catchy’den harika bir dost edinerek yola çıkıyorum. Bugün artık Catchy Kamping yok, yerine başka bir kamp açılmış. Özkan da Elazığ’da mesleğine dönüş yapmış, çevre sağlıkçısı olarak çalışıyor. Orada da etrafına faydalı olmak için elinden geleni yaptığına eminim.

Umarım Catchy Campingin yerine açılan yeni kampı işletenler de Özkan kadar düşünceli insanlardır.

Devamı için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s