Marmaris | Zaman Tünelinden Çıkan Kuzen

1. Bölüm 👉🏻 Paylaştıkça Çoğalıyor İnsan
2. Bölüm 👉🏻 Korkularımı Cihangir’de Bıraktım
3. Bölüm 👉🏻 Umarım Unuttukları Çok Yer Vardır
4. Bölüm 👉🏻 İnsanoğlu Baki Değil, Devrilir Ağam
5. Bölüm 👉🏻 Herkes Zengin Ama Kimse Özgür Değil
6. Bölüm 👉🏻 Peksimet | Kırlangıç Sanat Atölyesi
7. Bölüm 👉🏻 Herakleia | Sekiz Bin Yıllık Miras
8. Bölüm 👉🏻 Bu Kampta Mucize Var
9. Bölüm 👉🏻 Bodrum | Kesişen Yollar
10. Bölüm 👉🏻 Datça | Hâlâ Çok Güzel

11. Bölüm | Marmaris | Zaman Tünelinden Çıkan Kuzen

Gezi Parkı’ndaki “üç-beş ağacı” müteahhitlerden kurtarmaya çalıştığımız Gezi depremi ülkenin her köşesine yayılmış, bütün görkemi ile devam ediyordu. Günlerdir işe gitmeyi bile unutmuş, canla başla Park ve Taksim Meydanı etrafındaki mücadeleyi sürdürmeye çalışıyorduk.

Bize sorarsan ülkenin kalbi Gezi’de atıyor, geleceğimiz bu direnişte yatıyordu.

Sokaktaki mücadeleden fırsat buldukça sosyal medyada Gezi Parkı’nın, park için mücadele eden her kesimden insanların, bütün sokak ve duvarları kaplamış esprili duvar yazılarının fotoğraflarını paylaşıyordum. 13 Haziran gecesi Facebook’ta yaptığım paylaşımların ardından 03:33’te aldığım mesaj, çocukluğumdan beri görmediğim kuzenim Aydan’dan, Marmaris’ten geliyordu:

“Burakcım, seninle ve yaptıklarınla gurur duyuyorum. Bu saatte ‘içtim ve öpeceğim’ modundayken söyleyeyim dedim :)”

İbrahim Dayı’nın küçük kızı Aydan, belki de 30 yıl aradan sonra, çocukluğumuzdaki son görüşmemizden beri bana ilk kez Gezi Direnişi sırasında yazıyordu. Bol biber gazlı ve az uykulu günlerde bu mesaj bende doping etkisi yapmıştı.

Hiç unutmadım.

Sonrasında hep sosyal medya üzerinden takipleştik. Ta ki, eylülde Bodrum’dayken Aydan’dan gelen doğumgünü kutlamasına kadar. O sıra Marmaris’te yaşayan Aydan beni misafir etmek üzere davet ediyordu.

Eylülün son günü biraz da buruk bir şekilde Datça’dan ayrılıp, dolmuşla Marmaris’e doğru yola çıktım. Yola çıkmadan önce Aydan’la telefonlaşmış, geleceğimi haber vermiştim.

Akşam saatlerinde vardığım Marmaris Otogarı’nda beni, yıllar önce kaybettiğimiz İbrahim dayımın kızları, Aydan, Candan ve Handan karşıladılar. Belki 30 seneden sonra hem yeniden tanışma gibi bir karşılaşma hem de kardeşçe bir kucaklaşmayla.

Bu buluşmanın tarihi ayrıca özel. 29 Eylül, İbrahim dayımın ölüm yıldönümü. Zaten birbirlerine yakın kardeşler olmalarına rağmen üçünü bugün burada biraraya getiren şey de bu olmuş. Normalde Aydan Marmaris’te, diğer kardeşler İstanbul’da yaşıyor.

Hepbirlikte doğru Marmaris marinaya, güzel bir balık restoranına gidiyoruz. Uzun sohbetlerle yıllar sonra yeniden tanışıyor, kaynaşıyoruz.

İbrahim dayıyı anıyor, rakı kadehlerimizi onun anısına kaldırıyoruz.

Handan’ın iki oğlu var ve şubatta büyüğünden ilk torununu bekliyor. Kendisi genç bir anneanne adayı. Candan’ın üniversitede psikoloji okuyan bir kızı var.

Aydan farklı işler yapmış. Yıllarca fast food zincirinde çalışmış.

Kuzey Irak’ta, Erbil’de Amerikan askeri üssünde iki yıl restoran işletmiş. Üsse saldırı olduğunda ve bombalar patlarken bütün o “denizciler” saklanacak yer ararken dimdik duran bir kadın.

Sonra İstanbul’a dönmüş. Ardından pizza restoranı açmak için Marmaris’e gelmiş ancak bu restoran işi yürümemiş.

“Başında durmadım, ondan böyle oldu” diyor. Doğrudur herhalde. Normalde yapamayacağı iş değil, ki yıllarca yapmış. Bilakis istese tuttuğunu kopartır. O dönem öyle olmuş demek ki.

Yıllardır görüşmemişiz, birbirimizi neredeyse hiç tanımıyoruz bir yandan da her sene görüşüyormuş gibiyiz. Gece yemekten sonra eve dönüyoruz. Kısa bir balkon keyfinden sonra kendimizi uykuya bırakıyoruz.

Ertesi sabah üç kız kardeş evdeki iki kediyi de alıp İstanbul’a gidiyorlar. Aydan’ın tam zamanlı Marmaris mesaisi sona yaklaşıyor. Artık kışları İstanbul’da, yazları da Bozburun’da geçirecek. Aydan kedileri İstanbul’a bırakıp ertesi gün dönecek. Bir hafta sonra da Bozburun’a taşınacak.

Cumartesi ve pazarı Aydan’ın evinde yalnız geçiriyorum. Marmaris sahilde, deniz manzaralı, iki odalı güzel bir ev. Her şey çok düzenli. Eşyalar ne eksik ne de fazla. Modern.

Kahvaltı yapıyorum, çamaşırlarımı yıkıyorum, balkonda oturup Akdeniz manzarasına karşı kahve içiyorum. Sağolasın Aydan.

Marmaris Kalesi ve Arkeoloji Müzesi

Öğleden sonra dışarı çıkıp dolaşıyorum, Marmaris Kalesi’ni geziyorum. Manzarası muhteşem.

Kalenin İyonlar döneminde (M.Ö. 1044) yapıldığına ve sonrasında da Büyük İskender döneminde yenilendiğine inanılıyor. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1522 Rodos seferi öncesinde tekrar yenilenmiş ve genişletilmiş.

I. Dünya Savaşı’nda Fransız donanması tarafından topa tutulmuş ve büyük zarar görmüş. Son olarak 1980-1990 yılları arasında restore edilerek 1991 yılında müze haline getirilmiş.

Müzenin Arkeoloji bölümünde Helen, Roma ve Bizans dönemine ait amfora parçalar ile Knidos, Hisarönü ve Burgaz bölgelerinde yapılan kazılarda bulunan sikke ve süs eşyaları sergileniyor. Etnografya bölümünde Osmanlı dönemine ait dokuma işleri, kilim, mobilya, bakır mutfak gereçleri, silahlar ve süs eşyaları var. Çok güzel, çok kıymetli.

Kaleden sonra şehir merkezinde dolaşıyorum, sonraki yürüyüşlerim için outdoor mağazalarından eksik eşyalarımı tamamlıyorum.

Marmaris’ten sonraki hedefim Likya Yolu. Ne kadarını becerebilirim, ne kadar sürer bilmiyorum. Sonuçta rakibim yok, zaman kısıtım yok.

Sahil yolundan Aydan’ın evine geri dönüyorum. Kendi evimde olsam bu kadar rahat edemem.

Pazar gecesi Aydan İstanbul’dan dönüyor. Sonraki günleri Marmaris’te birlikte geçiriyoruz. Başta Cüneyt olmak üzere Aydan’ın arkadaşları ile tanışıyorum. Çok yetenekli, özel bir insan. Öncelikle denizci. Baba mesleği. Kaptanlık yapıyor, yelkeni, rüzgarı ve dalgaları seviyor. İkincisi müzisyen, gitar çalıyor. Daha sonra da dinleme şansım oldu, güzel çalıyor. Tenise başlamış sonra ve tenis öğretmenliği yapıyor. Daha bir dizi yeteneği var. Aydan ona “herbokolog” diyor, bizi çok güldürüyor. Açıkçası Cüneyt yaptığı işlerin hepsini de iyi yapıyor.

Aydan, Cüneyt, ben bir akşam marinada, kalenin arka tarafında arkadaşları Birgül’ün işlettiği Ney Restoran’a gittik. Birgül uzun yıllardır restoranı arkadaşı ve personeli olan Apo ile birlikte işletiyor. Yemekler nefis, ortam şık. Marmaris’te başka nereye gidilir bilmiyorum ama Ney restorana gidin. Apo’nun yaptığı harika yemeklerle birlikte rakı için, Birgül’le sohbet edin. Mutlu olursunuz.

Yemekten sonra Birgül’ü de alıp barlar sokağında Davy Jones’a gidiyoruz. Hâlâ rock müzik yapan mekan var. Ne güzel.

Aydan sağolsun, gündüzleri denize girerek, akşamları dışarı çıkıp gezerek Marmaris’te hem dinlendim hem de iyi vakit geçirdim. Hediye ettiği tişörtü sonra neredeyse bütün Likya Yolu yürüyüşüm sırasında giydim.

Nihayet gün geldi, Aydan’la vedalaştık. Tabii ki daha sonra Bozburun’da yeni evinde misafir olana kadar.

Fethiye’ye doğru yola çıktım. Bir sonraki durağım, Likya Yolu öncesi Kayaköy ve Hisarönü olacak.

Devamı için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s