Bodrum | Kesişen Yollar

1. Bölüm 👉🏻 Paylaştıkça Çoğalıyor İnsan
2. Bölüm 👉🏻 Korkularımı Cihangir’de Bıraktım
3. Bölüm 👉🏻 Umarım Unuttukları Çok Yer Vardır
4. Bölüm 👉🏻 İnsanoğlu Baki Değil, Devrilir Ağam
5. Bölüm 👉🏻 Herkes Zengin Ama Kimse Özgür Değil
6. Bölüm 👉🏻 Peksimet | Kırlangıç Sanat Atölyesi
7. Bölüm 👉🏻 Herakleia | Sekiz Bin Yıllık Miras
8. Bölüm 👉🏻 Bu Kampta Mucize Var

9. Bölüm | Bodrum | Kesişen Yollar

Eylül 2017, Bodrum. Hâlâ sıcak.

Kapıkırı gezisinden sonra Volo Kamping’de dinlenme günleri hızla geçti, Peksimet’e, atölyeye döndüm. Hüseyin Hoca ve Güven’le birlikte ağaç işçiliği yeniden başladı. Sabahları erken kalkıp önce bahçeyi süpürüyor, hortumla evin etrafını suluyor, ardından mutfağa geçip, bizim gibi akşamdan kalmış bulaşıkları yıkıyordum.

Güne temizlik yaparak, bulaşık yıkayarak başlamayı seviyorum.

Hüseyin Doğan

Hüseyin Hoca’nın hazırladığı kahvaltıyı her gün bahçede, tavuklarla ve civcivlerle birlikte uzun tek parça ağaç bir masanın üzerinde yapıyorduk. Sonrasında da artık iyice alıştığım kesme, biçme, oyma, zımparalama, boyama işleri gün boyu devam ediyordu. Akşam yemeklerini yine bahçede yiyor, kimi zaman sadece üçümüz, kimi zaman da Hoca’nın Bodrum çevresinden misafirleriyle birlikte daha kalabalık olarak günü ev yapımı rakıyı yuvarlayarak deviriyorduk. O geceler atölyenin üst katında, yola bakan ve içinde sadece yatak olan odada yoldan geçen araçların duvara yansıyan ışıklarını izlerken sızarak sonlanıyordu.

Zaman artık yoktu, gün dönümü vardı. Gün doğuyor, gün batıyor, günler peşpeşe, dolu dolu akıyordu.

Hüseyin Hoca, atölyenin sergi bölümünde, kendi yaptıklarının dışında Bodrum çevresinde yaşayan başka sanatçı arkadaşlarının ürünlerini de sergiliyordu. Bunların arasında ahşap oyuncaklar, çeşitli boylarda ağaç parçalarına yapılmış resimler, kabaktan yapılmış bonglar vardı. Hoca bütün bu ürünler içinde resimleri, kabaktan bongları yapan ve ortalarda hiç görünmeyen Uygur kökenli Pak’ı özellikle dilinden düşürmüyordu.

Kahvaltımızın müşteri baskınıyla yarım kaldığı bir gün koşturmacamız oldukça erken başlamıştı. Bir yandan müşterileri ağırlıyor, çay ikram ediyor, ürünleri gösteriyor, bir yandan da ayak altında dolanan kedi yavrularını toplamaya çalışıyorduk.

Pak’ı bu yoğunluk sırasında atölyenin ortasında ilk kez görmüş, görür görmez de bunun ilk karşılaşmamız olmadığını anlamıştım. Pak, haziran ayında Sumi ile Bodrum Turgutreis’te yaptığımız röportaja Kaan’la birlikte gelmişti. O gün orada tanışmıştık. Şimdi üç ay sonra bu koşuşturma içinde o gün giydiği kırmızı elbisesi ve çekik gözlü güzelliğiyle tekrar karşıma çıkmıştı. İlk günkü kadar etkileyiciydi.

Diyorum ya, yol süprizlerle dolu.

Müşterilerin ayaklarına dolanan kedi yavrularından birini hızla yakalayıp henüz tek kelime bile konuşmadığımız Pak’a verdim, arka odaya kapatmasını istedim. Önce yavru kedi kucağında öylece durdu, baktı, kediyi aldı arka odaya götürdü. Kediyle birlikte bir süre orada kaldı, o gün müşteri kalabalığından atölyede çalışamayacağını anladı, çıktı Bodrum’a gitti.

İlk elektrik.

Öğleden sonra geri gelmesi çok sürmedi. Çok konuşmadan, kendi siparişlerini paketledi, kargoya vermek üzere çıktı. O günden itibaren akşam yemeklerinde dört kişi olduk. Gece boyu gözleri üzerimde, kulağı sözlerimdeydi. Çok konuşmuyor, çoğunlukla dinliyordu.

Bodrum Peksimet’e çok yakın Dereköy’de oturan Pak, takip eden günlerde hep atölyedeydi artık. Birlikte çalışıyor, iş aralarında sürekli sohbet ediyor, yemekleri birlikte yiyorduk. Çin’i, Urumçi’yi Uygur’ları, Çin-Uygur gerilimini, anne ve babasının küçük yaşta ayrılmasını, 12 yaşında ilk evden kaçışını, 16 yaşından itibaren tek başına devam ettiği ve 22 yıla sığdırdığı uzun ve derin hayat hikayesini anlatıyordu. Aslında duvar resimleri yapan bir ressamdı, buraya da yine duvar resimleri yapmak için gelmişti ve yollarda geçen kısa hayatında çok şey yaşamıştı.

Hepsini buraya sıkıştırmaya çalışmayacağım. 16 yaşından itibaren tek başına yaşayan ve ayaklarının üzerinde duran, Çin’de, İstanbul’da, Bodrum’da ayrı ayrı hayatlar kurup yaşamış genç bir kadının başından geçenleri tahmin edersiniz.

Umarım bir gün o da yazar. Bu hayat tecrübesi, yollarda geçen bir ömürde genç yaşta nasıl güçlü bir kadın olunduğunun hikayesi sadece anılarda kalmamalı.

Öyle düşünüyorum.

Bahçede çalıştığımız günlerden birinde, kendisi ile aynı zamanda atölye ahalisine katılan, gözleri birbirinden farklı renkte, kulağı az duyan beyaz yavru kediyi soruyor, “Kimin?” diye.

Hoca’dan ve Güven’den hızlı davranıp “Benim o” diye cevap veriyorum. Şaşırıyor, şüpheli gözlerle bakıyor yine. Gülerek “Sevebilirsin istersen” diyorum. Kediyi kucağına alıyor, ellerini kedinin tüylerinin arasında gezdiriyor, “Ama ben seversem alıp eve götürmek isterim” diyor.

Elektrik. Yine.

“Hayatta her şeye sahip olup dört duvar arasına kapatamazsın” diyorum.

Düşünceli düşünceli gözlerime bakıyor. Ben görüyorum ama bakamıyorum.

Bir akşam yemekte yolculuğumu soruyor. Nereden, nasıl geldiğimi, yürüyüşümü anlatıyorum. Dinliyor, sorular soruyor, anlamaya çalışıyor, şaşırıyor, nasıl olacağını düşünüyor. Bodrum’dan sonra nereye gideceğimi soruyor. “Bilmiyorum yoldayım, yola devam” diyorum.

Gözlerini gözlerime dikiyor, “Ben de seninle geleyim” diyor.

Sofrada derin bir sessizlik, Hoca, Güven, herkes birbirine bakıyor. “Olmaz” diyorum. “Neden?” diye soruyor.

Çok genç.

“Hem küçüksün hem de bu yol için tecrübesiz” diyorum. Yaşından beklenmeyecek olgunluktaki cevabı çok net:

“Yaşım beni ilgilendirir, tecrübeyi de yolda edinmeyeceğim de nerede edineceğim?”

Herkes hâlâ birbirine bakıyor, ben görüyorum ama bakamıyorum.

Zaman artık yoktu, gün dönümü vardı. Gün doğuyor, gün batıyor, günler peşpeşe, dolu dolu akıyordu.

İlerleyen günlerin birinde yeğenim Ateş’in yelken yarışını izlemeye Bodrum Yalıkavak’a gideceğim. Onu da davet ediyorum, geliyor.

Gelirken yolda ayağına diken batmış. Sahilde ilk işimiz ilk yardım, topuğundan cımbızla diken temizliyoruz.

Ardından yüzme bilmeyen Pak’a ilk yüzme dersleri. Suyun içinde ilk temas, ilk kucaklaşma, sonra gün batımı…

O gün, o gece ve takip eden üç günü atölyeye dönmeden Bodrum’da birlikte geçirdik. Gündüzleri denizde, kitapçıda, restoranda. Akşamları çoklukla dışarıda, barda; gece otelde.

Yollarımız kesişiyor, yola birlikte devam ediyoruz.

Bodrum’dan sonraki durağımız, Datça.

Devamı için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s