Paylaştıkça Çoğalıyor İnsan

Beyaz yakalı, şehirli, yerleşik hayatımdan çıkıp gezgin bir hayat yaşamaya başlayalı 3 sene oldu.

Ne çabuk ve ne güzel geçmiş bu süre. Pandemi nedeniyle evde kaldığımız şu günlerde bunu düşünmek için bol bol vaktim oldu. Tam bana göre olanı yapmışım ve hatta daha erken de yapabilirmişim. Ha, öyle gezgin bir hayat deyince, hayatımın seyahatlerde geçtiğini, son 3 yılda 63 ülke gezdiğimi filan düşünmeyin. Göçebe diyelim. “Gezgin” arkadaşlarıma göre oldukça mütevazi bir gezgin oldum ben. Hatta bütün yurtdışı seyahatlerimi eski hayatımda yaptığımı söyleyeyim. 3 yıldır buralardaydım, Ege kıyılarından, dağlarından ayrılamadım. Peki gidip bir Ege köyüne mi yerleştim?

Yok, onu da yapmadım. Sırt çantamla arafta kaldım ben. Yersiz, yurtsuz, göçebe olmak, yalnız ben olabilmek için çıktım yola. Biraz oldum, kalanı için yollardayım hâlâ. Umarım bundan sonra eksikleri gidere gidere yol alırım.

Biriktirdiklerimi paylaşma zamanı geldi.

Evde kaldığımız son iki ay hayatımın bu dönemini gözden geçirmek, hedeflerimi yenilemek ve yol boyunca tuttuğum günlükleri elden geçirmek açısından çok verimli oldu. Biriktirdiklerimi paylaşma zamanı geldi. Bu arada yazdıklarımı nasıl paylaşacağımı da çok düşündüm. Aklıma geleni yazmışım. Gezi yazısı desen değil, öykü desen değil. İleride sürekliliği olabilecek mi, bilmiyorum.

Bu bocalamBu bocalama devam ederken, geçtiğimiz hafta 20 yaş altı gençlere verilen sokağa çıkma izni sayesinde yeğenlerim ve kızkardeşimle Yoğurtçu Parkı’nda buluştuk. Yeğenlerim Ateş ve Kuzey parkta arkadaşlarıyla vakit geçirirken biz de yürüyüş yaptık, sohbet ettik. Bir ara, parkın geniş banklarına aralıklı aralıklı oturmuş bir grup gençten 12-13 yaş civarı, maskeli birisi uzaktan bizi gördü, ayağa kalkıp bağırmaya başladı:

“Çok gezen abi! Çok gezen abi!”

Sevgili arkadaşlarım Özlem ve Tonguç’un oğlu, Poyraz. 13 yaşında, geleceğin hayvan bilimcisi! Beni nadiren görmesine ve maskeli olmama rağmen tanımasına mı şaşırayım, “Çok gezen abi!” diye seslenmesine mi, bilemedim. Bir şekilde çok gezen abisi olmuşum onun. Bana taktığı adı çok sevdim, kullanmama da izin verdi, blogumun isim babası oldu. Umarım ona layık olur, çok gezen abi olabilirim. Daha çok gezmeli, daha çok paylaşmalıyım. Hele bu paylaşma işini keşke en baştan yapsaymışım.

En baştan derken, benim için her şey 2013’de Gezi’de başladı.

Şehrin orta yerindeki son park ve o parktaki ağaçlar için verdiğimiz mücadele çok şeyi değiştirdi. Mesele 3-5 ağaç değildi. Son kalan ağaçlara can hŞehrin orta yerindeki son park ve o parktaki ağaçlar için verdiğimiz mücadele çok şeyi değiştirdi. Mesele 3-5 ağaç değildi. Son kalan ağaçlara can havliyle sarılmaktı, taraf olmaktı, korka korka biraraya gelmekti, cesaretti, boyun eğmemekti. O park için verdiğimiz mücadele kendimize gelmemizi sağlamıştı. Biz orada korkuyu yendik.

Ben kimdim, ne yapıyordum, nasıl yaşıyordum, nasıl yaşamak istiyordum, neler yapmıştım şu hayatta ve daha neler yapmak istiyordum?

Özetle, 40 yaşındaydım. İstanbul’da, Kadıköy’den sonra Cihangir’de yaşıyordum. Güzel semtlerde, herkesin birlikte yaşamak isteyeceği insanlarla yaşıyordum. 13 senedir IBM için çalışıyordum. Hiç de şikayetçi değildim. Tabii ki benim de hemen hemen herkes gibi daha fazlasını istediğim şeyler vardı, maaş gibi, sosyal haklar gibi. Bununla birlikte mutluydum. Mühendislik eğitimi görmüştüm ve mesleğimle alakalı olarak çalışabileceğim en iyi firmalardan birinde çalışıyordum. Teknik uzmanlık, müşteri temsilciliği, pazarlama yöneticiliği, teknik hizmetler yöneticiliği gibi çeşitli yöneticilikler yapmıştım.

İş hayatında yorulduğum, bunaldığım, sadece ders aldığım dönemler de olmuştu, ödül aldıklarım da. Ülkenin en iyi eğitimli, her biri kendi alanında uzman olan, çok değerli insanlarıyla birlikte çalıştım, arkadaş oldum. Kendi imkanlarımla seyahat edebileceğimden daha fazla ülkeye seyahat ettim, tanışabileceğimden fazla sayıda yabancı insanla, kültürle tanıştım. Uluslararası görevler ve sorumluluklar aldım. Çalıştığım şirketin, üstlendiğim görevlerin bana kattığı çok şey oldu. Ayrıca yıllar içinde daha iyi konumlara gelip daha fazla kazanma şansına da ulaşmıştım.

Açıkçası aklı yerinde bir insanın yapacağı iş o güzel plaza Aklı yerinde bir insanın yapacağı iş, o güzel plaza ortamındaki iş hayatına, o güzel semtte oturmaya devam etmek olurdu.

Doymuştum ben. Hiçbir şikayetim yoktu ama evet, doymuştum ve bana göre doyunca sofradan kalkmayı bilmek gerekiyor. Hayatta her alanda obezite doyunca sofradan kalkmayı bilmemekle olmuyor mu?

Oysa ben bedenen, zihnen, ruhen fit ve sağlıklı olmak istiyordum. Başka hayatlar yaşamak, bir tane hayata daha fazla şey sığdırmak istiyordum. Mühendislik iyi hoş ama başka işler yapmak istiyordum. Eski alışkanlıklarımı değiştirmek, yeni alışkanlıklar edinmek istiyordum. Konforlu salonumda macera dizileri izlemek değil, yolda maceralar yaşamak istiyordum.

Sinemada “Mandıra Filozofu”na hak verip, ertesi sabah İstanbul trafiğinde şirket aracıyla plazaya işe gitmek içime sinmiyordu.

Hem “Momo”yu okuyup, bayılıp harika bulup hem de gri şehir hayatına devam etmek zor geliyordu. Sapiens okuyup Harari’den, hayatı algılama ve yorumlama biçiminden etkilenirken eski hayatıma sığmıyordum. Değişmek istiyordum.

Hiç kolay olmadı.

Alışkın olduğum yaşam biçimimden vazgeçmem gerekiyordu. Yıllardır yarattığım o güvenli alandan çıkmam gerekiyordu. Cesur olmam gerekiyordu. Bense korkuyordum. Çok değişmem gerekiyordu, çok.

Değiştim ama zaman aldı.

31 Mayıs 2017 geldi, istifa mektubunu imzaladım. Kol düğmelerimi genç arkadaşlarıma dağıttım, “Momo”yu kafeteryadaki kitap köşesine bıraktım, veda notumu paylaştım. Sonra evimi kapattım, bir sırt çantası ile düştüm yola.

Neler yaşadım, neler düşündüm, neye dönüştüm, paylaşacağım.

Paylaştıkça çoğalıyor insan.

Devamı için tıklayınız.

4 comments

    • Yorumun için asıl ben teşekkür ederim. Ursula anamızdır elbet, sadece yaratıcılığı ve üretkenliği ile değil, dünya görüşü ile ve medeniyet seviyemize yaptığı katkıyla. Sevgiyle kalın!

      Liked by 1 kişi

  1. Dostum cok cesur bir insansin. Yiginlarin dusledigi yasami, yine yiginlarin hor gordugu bos gezenin bos kalfasi diye tanimladigi yeni bir yasama evirmen hayranlik verici. Bende senin bir zamanlar oldugun gibi yurd disinda yasayan bir muhendis olarak icimdeki kocaman boslugu iyi bir maas, iyi yasam kosullariyla dolduramiyorum ve radikal bir karar alip yasamimi degistiremiyorum, senin kadar cesur olup bir turlu bu degisimi yapamadim. Tesadufen internet ormaninda sana ve hikayene rastlayinca icim bir sicaklik vede hayranlikla doldu. Yeni yasamindaki yolculugunu buradan takip etmeye calisacagim, lutfen surekli yaz. En azindan hernekadar kendim yapamasamda, senin gozlerinden, senin duygularinla bu yolculuga ortak olabilmekde cok guzel. Saglicakla kal.

    Liked by 1 kişi

    • Dostum merhaba. Samimi yorumun için çok teşekkür ederim. Açıkçası bu dönüşümü becermek benim için de çok zor oldu. Alışkın olduğun gelir düzeyinden vazgeçmek, güvenli konfor alanın dışına çıkmak hiç kolay değilmiş. Kendi kendime en azından bunun yapılabilir olduğunu gördüm. Hayat maceram artık plazada değil yollarda devam ediyor. Bir buçuk aydır Bodrum’da bir kampingin barında barmenlik yapıyorum ve yine yol zamanı geliyor. Bu yaşam biçiminin de böyle bir yanı var. Şeytan azapta, göçebe yolda gerek. Yaşadıklarımı becerebildiğim kadar paylaşacağım. Sağlıcakla kal.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s